Güncel Analiz · ABD
Yoğunlaşan Kazançlar, Yayılan Riskler: ABD’de Yapay Zekânın Siyaseti
Yapay zekâ liderleri Beyaz Saray’da kendilerini denetleme sözü verdi. Pek çok Amerikalı ise kazancı birkaç kişiye giden, riski herkese düşen bir teknoloji görüyor.

29 Eylül 2026’da ABD Başkanı Donald Trump, dünyanın en güçlü yapay zekâ şirketlerini yöneten isimleri Beyaz Saray’da öğle yemeğinde ağırladı. Yirmiyi aşkın konuk arasında Elon Musk (xAI, Tesla ve SpaceX), Mark Zuckerberg (Meta), Dario Amodei (Anthropic), Sundar Pichai (Google), Jensen Huang (Nvidia) ve Jeff Bezos (Amazon) da vardı. Toplantı, yapay zekâ araştırmacısı Jacob Coxon’un Eylül 2026’da Anthropic’ten istifa edip sektörün hayatlarımızla kumar oynadığı uyarısını yapmasının ardından düzenlendi. Trump ve konuklardan altısı (Musk, Zuckerberg, Huang, Amodei, Pichai ve OpenAI’ın başkanı Greg Brockman), sektörün kendi kendini denetlemesini öngören tek sayfalık bir taahhüt imzaladı. Trump bu belgeyi “ahlaken bağlayıcı” olarak nitelendirdi. Ardından gazetecilerin sorularını yanıtladılar. Bu öğle yemeği, ABD’nin yapay zekâyı şimdilik nasıl yönetmeyi seçtiğini gösterdi: yasayla değil, sektörle yapılan gönüllü bir mutabakatla.

Salondaki hava kendinden emindi. Musk gazetecilere, işlerin her zaman olduğu gibi değişeceğini ve en olası geleceğin herkesin “evrensel yüksek gelir” elde edeceği bir “bolluk çağı” olduğunu söyledi. Trump ise veri merkezlerinin “çok popüler olacağını” öngördü.
Salonun dışında ise hava bambaşka. Temmuz 2026’da yayımlanan bir Fox News anketinde seçmenlerin %70’i yaşadıkları bölgede veri merkezi kurulmasına karşı çıktı. Mayıs 2026 tarihli bir Bentley-Gallup araştırmasında Amerikalıların %79’u yapay zekânın önümüzdeki on yılda ABD’deki iş sayısını azaltacağını söyledi. Şirketlerin yapay zekâyı sorumlu biçimde kullanacağına duyulan güven de düşüyor.
Peki bu kadar çok insan, onu geliştirenlerin başlarına gelebilecek en iyi şey olarak anlattığı bir teknolojiye neden sırt çeviriyor? Bu yazı, cevabın üç uyumsuzlukta yattığını savunuyor. Birincisi, içeridekilerin ve geri kalan herkesin yapay zekâyı fiilen nasıl kullandığı arasındaki uyumsuzluk. İkincisi, riski kimin taşıdığı ile kazancı kimin topladığı arasındaki uyumsuzluk. Üçüncüsü ise bugünün siyaseti ile ardından gelebilecek siyaset arasındaki uyumsuzluk. Bu öğle yemeği üçünü birden gözler önüne serdi.
Birinci uyumsuzluk: Herkesin bildiği bir kelime, çok azının iyi kullandığı bir araç
Sorunun bir kısmı kelimenin kendisinden başlıyor. “Yapay zekâ” bugün akşam yemeği için tarif öneren bir sohbet botunu, röntgen okuyan bir modeli, bir yazılım şirketindeki kodun büyük kısmını yazan bir sistemi ve Trump’ın aynı gün imzaladığı kararnameden bu yana “Süper Zekâ”yı kapsıyor. Bu genişlik, yapay zekânın hızla yayılmasına yardımcı oldu. Çoğu insan adını duydu, pek çoğu denedi ve pek çoğu onu anladığını düşünüyor.
Ancak kelimeyi bilmek, aracı bilmekle aynı şey değil. Bugün yapay zekâdan en çok verimi alanlar teknik insanlar ve onların kullanımı ile geri kalan herkesin kullanımı arasındaki mesafe büyük.
İki kullanım da yanlış değil. Ama bu, yapay zekâyı geliştirenlerin onun kendi işlerini her gün dönüştürdüğünü gördüğü, kamuoyunun büyük kısmının ise dünyayı değiştirmeye dair bitmek bilmeyen sözlerle paketlenmiş kullanışlı bir alet gördüğü anlamına geliyor. Hissettiğiniz fayda küçük, duyduğunuz uyarılar büyük olduğunda, hayal kırıklığı doğal bir tepki. Abartı bir vaatten çok tehdit gibi duyulmaya başlıyor.
Bazı yeni ürünler bu açığı daraltmaya başlıyor. 8 Eylül 2026’da piyasaya sürülen Meta’nın Muse’u, xAI’ın Grok Bot’u ve OpenAI’ın yeni dots’u, yalnızca soruları yanıtlamak yerine seyahat rezervasyonu yapmak, form doldurmak ya da randevuları takip etmek gibi gündelik işleri üstlenen kişisel ajanlar. Ancak Avrupa yine sıranın sonunda. Muse yalnızca ABD’de kullanılabiliyor; OpenAI ise dots’u, veri koruma kurallarının sıkı olduğu Avrupa Ekonomik Alanı, İsviçre ve Birleşik Krallık’ta kullanıma açmadı.
Beyaz Saray da aynı gün kendi örneğini sundu. Federal hizmetlerle ilgili soruları yanıtlayan bir yapay zekâ sohbet botu olan America.gov’u hayata geçirdi. ABD hükümetinin tasarım direktörü Joe Gebbia’ya göre site Google’ın Gemini’si ve xAI’ın Grok’u üzerinde çalışıyor ve 2027’den itibaren kullanıcıların işlemlerini platform üzerinden tamamlayıp takip etmesine olanak tanıması planlanıyor. Bu, yapay zekâyı sıradan insanlar için gerçekten yararlı kılabilecek türden bir gündelik kullanım. Ancak güvenilirliği hâlâ açık bir soru: ilk gününde Başkan’la çelişen bir yanıt verdi ve birkaç saat içinde bazı yanıtları değişti.
İkinci uyumsuzluk: Riski kim taşıyor, kazancı kim topluyor
İşler konusunda Musk, Beyaz Saray’da bu tartışmanın taraflarının çoğunun artık kabul ettiği şeyi söyledi: “İşler değişecek. İşler her zaman değişti.” Bu konuda gürültünün düşündürdüğünden daha az anlaşmazlık var. CEO’lar, ekonomistler, sendikalar ve çalışanlar kelimeler üzerinde tartışıyor. Kimi işlerin yerini başka şeylerin alacağını söylüyor, kimi görevlerin değişeceğini, kimi de işlerin “evrildiğinden” söz etmeyi tercih ediyor. Etiketleri bir kenara bıraktığınızda özde anlaşıyorlar: Çalışma hayatı büyük olasılıkla köklü biçimde değişecek ve insanların yeni becerilere ihtiyacı olacak. Ayak uyduramayanlar ekonominin dışına itilme riskiyle karşı karşıya. Bu kadar kutuplaşmış bir tartışmada, bunun üzerinde uzlaşılmış olması büyük bir şey.
Değişimin nereye düşeceğine dair en iyi verilerin bir kısmı, ironik biçimde, bu değişimi yönlendiren şirketlerden birinden geliyor. Anthropic, insanların modelini iş yerinde nasıl kullandığına dair düzenli olarak araştırmalar yayımlıyor. Şirketin ekonomistleri Maxim Massenkoff ve Peter McCrory’nin imzasını taşıyan 5 Mart 2026 tarihli işgücü piyasası raporu, her mesleğin işinin ne kadarının şimdiden yapay zekâ ile yapıldığını ölçtü.
Tablo net. En çok etkilenen işler metin, veri ve ekran üzerine kurulu masa başı işler. En az etkilenenler ise el emeği ve fiziksel varlık gerektiren işler: bahçe ve arazi bakımı, ulaştırma, tarım, yiyecek hizmetleri ve inşaat. Onlarca yıl boyunca otomasyonun önce fabrika zeminini vuracağı söylendi. Bu dalga ise ofisi hedef alıyor.
Anthropic ayrıca etkilenen alanlarda işsizliğin henüz artmadığını, ancak bu alanlarda genç çalışanların işe alımının yavaşlamış göründüğünü tespit etti. Diğer veriler de aynı yönü gösteriyor. Indeed Hiring Lab’e göre giriş seviyesi iş ilanları 2022’deki zirvesinden bu yana düşüyor ve Mayıs 2026’da bir yıl öncesine göre %7,5 daha düşüktü. Stanford ekonomistleri Erik Brynjolfsson, Bharat Chandar ve Ruyu Chen, yapay zekâya açık mesleklerde 22-25 yaş arasındakilerin istihdamının, daha az etkilenen akranlarıyla aynı hızda seyretseydi ulaşacağı düzeyin %19 altında olduğunu ve bunun esas olarak gençlerin daha az işe alınmasından kaynaklandığını tespit ediyor. Şimdilik yapay zekâ çoğunlukla insanları işten çıkarmıyor. Gençlerin içeri girmek için kullandığı kapıyı sessizce kapatıyor. Anthropic’in ayrı bir anketi, kariyerinin başındaki çalışanların kendi görevlerinin en büyük kısmını otomatikleştirilebilir gördüğünü ve bu konuda en çok endişelenenlerin de onlar olduğunu ortaya koydu.
Geri kalanın ne kadarı spekülasyon? Epey bir kısmı. Harvard ekonomisti ve Kongre Bütçe Ofisi’nin eski direktörü Douglas Elmendorf, şu ana kadar gördüklerimizin bundan sonra olacaklar hakkında çok az şey söylediği uyarısında bulunuyor. Yine de verilerin çoğu aynı yönü gösteriyor. Mayıs 2025’te Anthropic’in CEO’su Dario Amodei, Axios’a yapay zekânın beş yıl içinde giriş seviyesindeki beyaz yaka işlerin yarısını silip süpürebileceğini söylemişti. Beyaz Saray’da ise etrafındakilerden daha temkinli konuştu: “Yapay zekâ muazzam faydalar sunuyor, ama gerçek riskler de var ve bunların nasıl ele alınacağı hâlâ tartışılıyor.”
Şimdi terazinin diğer kefesine bakalım. 2025 sonunda Anthropic’in yıllıklandırılmış geliri yaklaşık 9 milyar dolardı. Mayıs 2026’da şirket bu rakamın 47 milyar doları geçtiğini açıkladı; Bloomberg’e göre Temmuz sonunda ise 65 milyar doları aştı. Bloomberg, şirketin halka arza hazırlandığını da bildirdi. Şirketin değerlemesi Mart 2025’teki 61,5 milyar dolardan Mayıs 2026’da 965 milyar dolara çıktı. Yaklaşık aynı dönemde Bloomberg, Ağustos 2026’da OpenAI’ın yıllıklandırılmış gelirinin 2025 sonundaki düzeyinin yaklaşık iki katına çıkarak 40 milyar doları geçtiğini, Eylül’de ise OpenAI’ın yaklaşık 1,4 trilyon dolarlık bir değerleme üzerinden yeni fon aradığını bildirdi.
Onların arkasında da kazma kürek satan devler duruyor. Tüm bunların neredeyse tamamının üzerinde çalıştığı çipleri üreten Nvidia, bu satırların yazıldığı sırada yaklaşık 5,5 trilyon dolarlık değeriyle dünyanın en değerli şirketi. Veri merkezi işinin geliri 2026 mali yılında 193,7 milyar dolara yükseldi; bir önceki yıl 115,2 milyar dolardı. Microsoft, Alphabet, Amazon ve Meta 2026’da büyük kısmı yapay zekâ altyapısına gidecek yaklaşık 725 milyar dolarlık yatırım harcaması yapma yolunda.
Bu iki hikâyeyi yan yana koyalım. Yapay zekâyı geliştiren şirketler gelirlerini bir yıl içinde kat kat artırdı. İşleri en çok risk altında olan insanlara ise yeniden eğitim almaları, uyum sağlamaları ve ayak uydurmaları söyleniyor. Para bir avuç şirkette ve onların hissedarlarında toplanıyor. Risk ise milyonlarca çalışana yayılıyor ve ilk önce gençleri vuruyor.
Musk’ın evrensel yüksek geliri bir gün gelebilir. Ama insanlar bugünde yaşıyor ve bugün kazançlar hisse fiyatlarında, riskler ise iş ilanlarında kendini gösteriyor. Dolayısıyla kamuoyunun böyle bir geleceği neden isteyeceğini sormak yerinde. Giderek artan bir kesim istemediğini söylüyor.
Güven en hızlı gençler arasında düşüyor. Aynı Bentley-Gallup araştırmasında 18-29 yaş arasındakilerin %41’i şirketlerin yapay zekâyı sorumlu biçimde kullanacağına hiç güvenmediğini söyledi; bu oran 2025’te %29’du. Dışarıdan bakıldığında, sektörün liderlerinin bolluk vaat ettiği ve kendilerini denetlemek için gönüllü bir taahhüt imzaladığı bir öğle yemeği bu tabloyu pek değiştirmiyor. Aksine, yapay zekânın geleceğine ondan en çok kâr edenlerin karar verdiği şüphesini doğruluyor.
Üçüncü uyumsuzluk: Bugünün siyaseti ve yarının siyaseti
Kısa vadede Trump’ın başkanlığı, teknoloji sektörünün umabileceği en elverişli siyasi ortam gibi görünüyor. Yeni yapay zekâ kurallarına karşı çıkıyor, “muazzam bir öz düzenleme” çağrısı yapıyor, her şeyi Çin’e karşı bir yarış olarak çerçeveliyor ve sektörün liderlerini öğle yemeğinde politikayı şekillendirmeye davet ediyor. Şimdilik bu, sektörün isteyebileceği her şey.
Uzun vadede ise bu durum tersine dönebilir. Demokratlar iktidarda olsaydı, büyük olasılıkla yapay zekâ patlamasını sahiplenmek zorunda kalacaklardı. Büyümenin, yatırımın ve inşaat işlerinin övgüsünü almak isteyecek, Amerika’nın Çin’le yarışı kazanmasını istediklerini göstermek zorunda kalacaklardı. Enerjilerini, tıpkı 1990’larda küreselleşmeyle yaptıkları gibi, seçmenleri ile ekonomileri arasındaki gerilimi yönetmeye harcayabilirlerdi.
İktidar dışında ise böyle bir sorunları yok. Sol için yapay zekâ yatırımlarına karşı çıkmak kolay ve ilkeleriyle de örtüşüyor: çalışanları korumak, milyarderlere güvenmemek, enerji fiyatları ve çevre konusunda kaygı duymak. Bu zaten yaşanıyor. Mart 2026’da Senatör Bernie Sanders ve Temsilci Alexandria Ocasio-Cortez, çalışanlar ve tüketiciler korunana kadar yeni yapay zekâ veri merkezlerine federal bir moratoryum getirilmesini öngören bir yasa teklifi sundu.
“Bir avuç milyarder Büyük Teknoloji oligarkının ekonomimizi yeniden şekillendirecek kararlar almasına seyirci kalamayız.” Bernie Sanders, 25 Mart 2026
Kamuoyu da dinliyor. Trump veri merkezlerinin çok popüler olacağını söylüyor, öğle yemeğindeki yöneticiler ise tesis kurdukları kasabaların gönlünü kazanacaklarına söz verdi. Anketler ise tersini gösteriyor. Massachusetts Amherst Üniversitesi’nin 14 Eylül 2026’da yayımlanan anketinde Amerikalıların %65’i, Demokratların ise %76’sı yaşadıkları yerde bir yapay zekâ veri merkezi kurulmasına karşı çıktı. Öğle yemeğinin ertesi günü, 30 Eylül 2026’da, Senato’daki Demokratlar veri merkezlerinin elektrik maliyetlerine ilişkin bir Cumhuriyetçi yasa teklifini, haneleri korumak için fazla zayıf olduğu gerekçesiyle engelledi.
Kaygı parti çizgilerini de aşıyor. Aynı UMass anketinde Cumhuriyetçilerin %52’si yaşadıkları yerde bir veri merkezine karşı çıktı; Haziran 2026 tarihli bir Reuters/Ipsos anketinde ise Cumhuriyetçilerin %47’si yapay zekânın kendilerine ya da hanelerinden birine işine mal olabileceğinden korktuğunu söyledi. CNBC, Trump’ın yapay zekâ konusundaki rakamlarının gerilediğini bildiriyor. İş kayıpları genç mezunlardan geniş orta sınıfa yayılırsa, öğle yemeğine ev sahipliği yapan parti bundan sorumlu tutulabilir; dışarıda kalan parti ise herkesi uyardığını söyleyebilir. Başkanlığı teknoloji sektörüne bu kadar sıkı bağlamak, sektöre bugün erişim kazandırıyor. Ama rakiplerine yıllarca kullanabilecekleri bir hedef de sunabilir.
Sonuç
Bu öğle yemeği, yapay zekânın emin ellerde olduğunu göstermek içindi. Salondakiler için muhtemelen öyle de oldu. Onu izleyen pek çok kişi içinse, herkesin işini büyük olasılıkla yeniden şekillendirecek bir teknoloji hakkında kendi aralarında anlaşan, sektörün en değerli şirketlerinin yöneticilerinden oluşan küçük bir grubu gösterdi.
Bu yazıda ele alınan veriler, gönüllü bir taahhüdün bu uyumsuzlukları tek başına kapatmayacağını gösteriyor. İnsanlar yapay zekânın faydalarını kendi gündelik hayatlarında hissederse, kazançlardan bir pay görürse ve sektörün dışından birinin olup biteni izlediğine inanırsa kamuoyunun değişmesi daha olası. O zamana kadar pek çok Amerikalı, Beyaz Saray’da vaat edilen bolluğu başka birine verilmiş bir söz olarak duymaya devam edecek gibi görünüyor.
Bu yazı, İngilizce aslından Rimland Review ekibi tarafından Türkçeye çevrilmiştir.
